Bizler, kentin öldürülmüş kadınları, incecik, şeffaf cinayetlerde delik deşik edilmiş; bizim için kurulmuş görkemli sarayın bodrumunda toplanmışız. Sıkış tıkış, yan yana, omuz omuza, karşı karşıya… Bir türlü açılamayan kanatlarıyla olduğu yerde çırpınan melekler gibiyiz, dans eden sarhoş melekler… Öylesine yakın duruyoruz ki birbirimize, birimizin gözyaşı, diğerinin yüzünden akıyor, yaşam rengi izler bırakarak… Rimelle, pudrayla, çamurla karışık. “Sonunda biz uçabiliyoruz,” diyoruz hep birlikte, “yola koyulduk artık, ufkun kızıl çağrısına doğru, çoktandır görmediğimiz gökyüzündeyiz işte…” Gün gelip de dönmeye karar verdiğimizde, bütünüyle silinmiş olacak yüzlerimiz. Çizgi çizgi, harf harf dağılacağız. Sözcükleri, kadehleri doldurup koyulaştıracağız, tohumlar gibi çöle savrulacak, yağmura dönüştüğümüzde, sonsuzluğa dair bir mitosu oynayacağız.
Aslı Erdoğan / Hayatın Sessizliğinde